➤ Yazarlar

KAPININ EŞİĞİ

Cumhuriyetin yüzüncü yılına girdiğimiz şu günlerde bir “Kapı” açılıyor. Kapıya, kapının eşiğine Yol dilinde kutsiyet atfedilir. Girilecek mekan, temizlik, paklık meydanıysa; muhabbetin, gerçeğin mekanıysa eşiğine niyaz edilir. O eşikten, kötülüklerden arınarak, kini, nefreti, benliği kapının dışına bırakarak geçilir.

Ahmet Tatar

Açılan bu kapıdan, geçtiğim eşiğin gerçeğe açılması dileğiyle başlamak isterim söze.

Gerçeğe güç vermesi, gerçeği ifade etmesi, okunması, eleştirilmesini dileğiyle.

Gerçeklerin örtüldüğü, çağın teknolojisi ile illüzyonlara uğradığı, muktedirlerin saltanatı uğruna evirilip çevrilip ters yüz edildiği bir zamanda, gerçeğe sahip çıkmak artık cesaret ister oldu.

Gerçeğin özüne sadık kalabilmek, dünyevi çıkarlar uğruna ondan sapmamak, kemaleti sıradan insanlar üzerinde tahakküm aracı olarak kullanmamak ciddi bir meziyet, aynı zamanda karakter testi haline geldi. Zira amaca ulaşmak uğruna her haltı yemenin olağan sayıldığı; yemeyenin saf, aptal sayıldığı bir zamandayız.

İnsanlar o kadar kandırıldı, o kadar yarı yolda bırakılıp hayal kırıklığına uğratıldı ki, herkesten, her söylenenden kuşkuya kapılır haldeler.

1970 lerden beri bu sürecin şahitlerinden biri olarak insanlara hak veriyorum. Aklıma o zamanlardan kalan bir Mahsuni Şerif dörtlüğü geliyor.

“Nice dostlar gördüm düşman çıktılar
Şimdi ettiğine pişman çıktılar
Çok Ali’ler gördüm Osman çıktılar
Bir kırılmış sazdan gayrı nem kaldı”

Büyük ozan, dost diye sarıldığı kimi düşkünlerden ne taşlar yedi, yaşadıklarından yüreği nasıl parçalandıysa, öncelikle kendine sitem ediyor. Dahası yaşadıklarının ilk olmadığını geçmişinin çok eskiye dayandığını da vurguluyor.

Sonuçta yaşadıklarımızdan geriye, kimimizin elinde ozan gibi belki bir “kırık saz” çoğumuzun elinde ise nasıl ve nerede kullanamayacağımızı bilmediğimiz tecrübe kalıyor. Ancak “şüphe” bir refleks olarak benliğimize işliyor.

Kimilerinin her gelişmeyi kendine fırsat bildiği ülkemizde, çoğunluğun her iyiliğin sonunda bir kötülük beklemesi, her uzanan ele ihtiyatla yaklaşması, her söylenenden şüphe etmesinin, hiçbir şeyi hayra yormamasını bundandır.

Herkes mahallesinin yüksek duvarları ardına sığınıyor. Konumunu değiştirmemeye çalışıyor. İnsanlar kötülüğü gördükleri halde saf değiştirmeyi ölümcül bir maceraya atılmak olarak görmeye başladı. Bunun tek istisnası, devletin bütün imkanlarını kullanan iktidar sahiplerinin, “adam” devşirmek için sunduğu somut statüler ve vaatler. Bunlar her devirde olduğu gibi çok insanı yoldan çıkarıyor, hatta çıktığı yere düşman yapabiliyor.

Kamuoyu yoklamalarında bunca ekonomik krize, sosyal çalkantıya rağmen saray iktidarındakilerin hala %35-40 lar da görünmesini, muhalefet partilerinin özellikle CHP nin, İyi Parti’nin beklendiği kadar sıçrama yapamamasının altındaki nedenlerden biri de bu olsa gerekir.

Bu psikolojik barajın aşılması, insanların güvenini kazanmaktan geçiyor. Üretilecek politikalarla insanların kazanımlarını kaybetmeyeceklerinin güvencesinin verilmesi, bunun yasal zeminlerinin oluşturulması çok önemli.

Bu parti örgütlerinin işi.

Ancak ülkemizin yaşadığı bu ablukadan çıkmasını isteyen, yeniden ayağa kalkmasını, hukukun, adaletin egemen olmasını kendine dert edinen herkesin, en yakın çevresinden başlamak üzere ilişkilerini gözden geçirmesi gerekiyor. Her birimizin gerçeğe güç vermesi, yakın çevresini asgari konularda ikna etmesi yüz yıllık cumhuriyet tarihinde hiç bu kadar önem kazanmamıştır.

Hasılı, 100 yıl sonra ülke olarak bir kez daha kapının eşiğindeyiz ve sağ salim bu eşiği geçmek zorundayız.

Tehlike ne kadar büyük olursa olsun, koşullar 100 yıl öncesinden daha zor değil.

Ya varlığımızın temellerini yenileyip yeni bir yola gireceğiz yada gelecek nesiller karşısında yüzümüzü yere eğeceğiz.

➤ Yazarın Son Yazıları

➤ Son Yazılar

Welcome Back!

Login to your account below

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Add New Playlist

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?