Yıl 2009… Hayal Dergisi için gece gündüz çalışıyorum… Bir kız çocuğuyum işte, aşklar ve kuşlar göçerken… Şiir için çalışıyorum aslında… Şiire daha yakın olabilmek için…
Gülten Akın’la tanışma, sohbet etme, kendi evinde, birlikte kahve içip şiir konuşma olanağı bulan nadir şanslılardanım sanıyorum. Gülten Akın okuyorum o ara… Dönüp bütün kitaplarına bakıyorum. Dizelerinin aralarına dalıyorum. Diyalize giriyor haftada 2 gün… Buna rağmen o zarif karşılamalar, kapıda uğurlamalar… Sohbet ederken seçtiği kelimeleri didikliyorum her yanından ayrılışımda… Zarafetine hayran kalıyorum.
Gülten Akın’la bir sohbet sonrası, günlüğüme şöyle bir not düşmüşüm mesela; “Şimdi, tıka basa Ankara ve Gülten Akın doluyum. Şuramdan uslanmayan bir heves akıyor. Susmuyor deli yanım. Aşksız bu dünya kocaman bir yara ve şiirsiz kalırsam nefes alamam. Biliyorum.”
Duyarlıklar peşinde olmak gibi bir şey Gülten Akın okumak… O’ndan farklı anlamlar üretmek, hüzünler sonra… O’nu okumak demek; şiire bir kez daha bağlanmak ve inceliklerle hayatta kalmanın bir yolunu bulmak…
Kadın olma halleri vardır Gülten Akın’ın… O incelikli kadın olma halleri… Kadın olmanın duyarlığını şiirle ustaca buluşturmuş fakat ‘kadın duyarlığı’ kavramını çağdışı bulmuştur. O’na göre ‘kadın duyarlığı’ ve ‘erkek duyarlığı’ değil, ‘insan duyarlığı’ vardır. Şöyle der: “Kadın Yaratıcılığında İnsanca Duyarlığa Evet.”
Bazen bir eş, bazen incelen, tükenen kadını görürüz şiirinde. En çok da eril üstünlüğe karşı özgürlükçü kadını… “Kesti kara saçlarını” örneğin… O bir isyandı… Geleneklere başkaldırı, özgürlüklere davetti…
Sonraları, politik bir ses fark ederiz dizelerinde. Direnen kadın şiirinin her yerinde… Anne kadın olur sonra; oğulla birlikte tam 8 yıl “yüreği içerde” anne kadın… Çocuğu işkence görmüş tüm annelerin sesidir onun şiiri.
Şimdilerde daha iyi anlıyorum “yüreğinde kıldan bir testere taşımanın” bir anne için ne demek olduğunu… Daha bir başka okuyorum “İlahiler”i ve “42 Günün Şiirleri”ni… Daha bir hayran kalıyorum;
“her şey sorulduydu, herkes şunu sustu
sonra o ellerle
nasıl okşadın kızını
nasıl şiir yazdın” dizelerindeki vicdanı sorgulayan yanına…
Sonra en güzel susan kadın olur bir ara. “Şiir yazmak geyik avlamaksa eğer, öldükten sonra avlanmalı geyikler. Yani yaşananlar soğuduktan sonra yazılmalı” der.
İnsan olmak; dünyanın kabalığına incelikle yanıt vermektir O’nun için. Haksızlığa uğramış her canlının yanında olması O’nun ahlâk anlayışıdır aslında. Önce insandan yana… Ve şair olmak kıyıcılığa karşı şiirle, sanatla umudu var etmektir… Şiir O’nun için; düzeni korkutan bir şeydir. Sonsuz bir bağımsızlıktır. Düş üreticisidir şiir. Gelecek tasarlar.
Şiirlerini su gibi akan gündelik bir dille kurmuş, konuşma dilini ustaca kullanmıştır. Şiirde daha çok anlamın peşinde koşmuş bir şairdir Gülten Akın. “Şiirimiz de demokrasimiz gibi yüzeyselliğe boğuldu. Anlamla ilişkisi bulunmayan metaforlarla yazılıyor artık” demiştir bir söyleşisinde.
“Sonra işte yaşlandı”… Yaşasaydı tam 90 yaşında olacaktı.
Ve ben şimdi, bu kırılgan saatlerinde gecenin, O’nu düşünerek, size bir şeyleri mırıldanmaya çalışıyorum. O mütevazi odasındaki koltukta içtiğimiz kahvenin tadını arıyorum şimdi dizelerinde.
O’nu yazmak, O’nu konuşmak güzel bir insan yapıyor beni. O’nun bu dünyaya sığmayan güzelliğiyle…