➤ Yazarlar

Peki çocuğum

Şehrin, göreceli kalabalık bir takım yerlerine birileri geliyor. Birileri de gidiyordu. Gözlerim daha çok anneleri görüyordu. Küçük çocuklarının elini tutuyor, büyük çocuklarının kulaklarına öğütleri sıralıyorlardı.

Vardiyaları ağır. Rotasyonları sıktı. Kendilerini beklemeye alıyorlardı götürüldükleri her alanda. Büyük bir bekleme salonu gibiydi şehir. Kimi zaman koltukları rahat, kimi zaman ayakta. Gözü saatte hepsinin. Her bitirdikleri vakte, biriktirdikleriyle giriyorlardı. Ve çoğu, kendini muaf tutuyordu, tatilin insanı keyiflendiren o sıcak manasından. Şehrin anneleri. Çocuklar mutlu olsun. Çocuklar oyalansın. ‘Yeter ki’ niyetinden yani. Peki çocuğum.

Tatilin ilk haftası bitti. Herkes kendince planını programını yaptı. Olduğun yer de, bir seçimdi. Yola çıkmadan, öylece kalakalmak. Susmak. Aynı bardaktan çay içmek sabahları, yine aynı yataktan kalkmak, aynı sokağa bakmak. Nitekim bazen şartlar, bazen de insanın içinden gelmeyen kıpırdanmalar nedeniyle insan bir durmak istiyordu. Ama görüyordum ki, çocuklarla ilgili koşturma, en çok durduğun alanda bile bitmiyordu.

Bir hamburgerciden çıkıp, başka bir mekana gitmek için yürümek yeterliydi. Peki. Biraz da kahve içse miydi biraz büyük olanlar. Ama arkadaşları ile baş başa. Peki. Küçükler yan masada. Görülebilecek mesafede. Koş annesi koş, düştü köfte yere. Peki. Deniz kenarında buluşacaklardı. Biraz temiz hava, belki de kalabalıktan biraz uzak. Peki. Evden çıkmam, beni yalnız bırak. Peki. Ormana gideceğiz, bizi iki dakika at. Spor salonunda buluşacağız, çıkışta al.  Arkadaşın evinde film izleyeceğiz. Elbette annesinin haberi var. Kurstakilerle yemeğe çıkacağız. Aktivite yapacağız. Bilmem ne atölyesi. Bilmem ne merkezi. Şu AVM. Şu sinema. Şu pastane. Şu mağaza. Peki. Peki. Peki. Çok mu oldu peki. Süregelen bir emrivaki.
……
Hikayesi benzer olanlar hatırlar. Pekiler geçmişte de vardı. O zaman, çocuklar sıklıkla kullanırlardı. Baştan yapılmış bir anlaşma gibi, sözleşmeye sadıklardı. Diş perileri olmayan çocuklardı onlar. Defter kenarları kıvrılınca ataç takarlardı. Bir çay sohbetinde en büyük kahkahalarını atar, kalabalık sofralarda tuzu uzatırlardı. O çocuklar, bütün fotoğraflarda varlardı.

Yok. Öyle bir sitem değil şimdiye. Özlem de denmez geçmişe. Öyle bir betimleme. Kendi kendine söylenme. İçsel lakırtı işte. Misafirliğe giden çocuğun, ikinci kurabiyeyi isteyebilmek için, annesinin gözlerinden beklediği onaya bir selam belki de. Peki anneciğim.

TESPİT-İ TEFERRUAT
Kahve içerken, bir yudum alıp fincanı masaya koyduğunda, fincandan aşağıya doğru kahvenin damlası akmaya başlar ya. Bardak altlığı yoktur, kahve aşağı doğru akıp da masa kirlenmesin diye sen çaktırmadan parmağınla fincandan yukarı doğru kahveyi silersin.

pinarsur.ps@gmail.com

➤ Yazarın Son Yazıları

➤ Son Yazılar

Welcome Back!

Login to your account below

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Add New Playlist

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?