Ahmet Tatar
Savaş gemilerinde bir çok görevde çalışmış, 1995 /1997 yılları arasında Deniz Harp Akademisini bitirmişti. Artık savaş harekat subaylığı, ikinci komutanlık gibi daha kritik görevler alan Alb.Berk Erden, donanmanın en önemli savaş gemilerinden biri olan Turgut Reis firkateynine komutanlığa kadar yükselmişti. Daha sonra karargah görevlerinde bulundu ve Azerbaycan Deniz Kuvvetleri Komutan danışmanlığı yaptı. 2007 de son görev yeri Gözetleme Komutanlığı’ydı.
2010 Ağustos ayında yapılacak Yüksek Askeri Şura’da, Albay Erden’in amiralliğe yükselmesine kesin gözüyle bakılıyordu. İşte yaşamının belki de kırılma noktası da buydu.
Çünkü FETÖ’nün o rütbeler için başka planları vardı.
Deniz Kuvvetleri’nde amiral terfi ve değerlendirme toplantılarının gerçekleştiği 21 Ocak’tan itibaren Berk Erden hakkında kurulan kumpas devreye sokuldu.
FETÖ’nün medya ayağı üzerinden onuruna, haysiyetine yönelik aşağılık bir saldırı ile karşı karşıya kaldı.
Belli ki, uzun süredir bu alçakların kadrajına girmiş ve hakkında çoktan bir dosya tutulmuştu.
İş, sadece ellerindeki bilgileri senaryonun uygun yerlere yapıştırmaya ve eşi üzerinden iğrenç bir hikaye uydurmaya kalmıştı.
Bu iğrenç hikayeyi medyaya servis ederken Berk Erden’i Ergenekon Kumpasına bağlamayı ihmal etmemişler, sönmeyecek bir yangının, bitmeyecek bir acının fitilini ateşlemişlerdi.
Sonuç 7 Şubat 2010 da çınlayan bir kurşun sesi.
Şimdi o günleri hatırlamayan birileri belki, “Yalan der geçersiniz”, ”İftirayı teşhir edersin olur biter” diyebilir. “Değmezdi” diyebilir.
Değer mi? Değmez tabi ki de…
Ama her yürek her sözü ne dinliyor, ne kaldırabiliyor işte.
O günleri hatırlayanlar, hafızasını kaybetmeyenler, kamuoyunun ağır bir medya bombardımanıyla nasıl zehirlendiğini, “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” deyişinin nasıl dillere pelesenk edildiğini; ama bu sözün kimi yürekleri kor olup dağladığını, insanları nefessiz bıraktığını iyi hatırlar.
Olmadık iftiraların, hayatını vatanına ve mesleğine adayan insanları nasıl bir açmaza düşürdüğünü, onlara nasıl bir isyan hali yaşattığını ben de derin bir acıyla hatırlıyorum.
19 Aralık 2009 da Yarbay Ali Tatar’ın bir kurşunla noktaladığı senaryo küçük değişikliklerle 2010 da Albay Berk Erden için vizyona sokulmuştu.
Yarbay Ali Tatar için de aynı FETÖ senaryosu, uyuşturucu, teğmenlerin “ahlak dışı” yaşamları, ÇYDD üzerinden edepsiz yakıştırmalar ve komutanlara suikast tertip edilmesi gibi aşağılık öğeler içeriyordu.
O da, bu aşağılık suçlamalara karşı kendini savunmayı zul saymış, yaşananlara kurumsal bir karşı duruş görememiş ve tüm bunlara karşı canıyla isyan etmişti.
Yarbay Ali Tatar’ın Hakk’a yürüyüşünün üzerinden daha bir yıl geçmeden aynı akıbet bu kez Albay Berk Erden’e yaşatıldı.
Bugün ortaya çıkan gerçekler, itiraflar ışığında şu daha net bir şekilde görülüyor ki, bunlar planlı, bilerek isteyerek, örgüt adına işlenmiş cinayetlerdir.
Şimdi yıllardır sorduğum soruları bir kez de Berk Erden’in Hakk’a yürüyüşünün 13. yılında kimi içerde, kimi dışarda olan; ama yaptıklarından, masum insanlara yaşattıklarından zerrece pişmanlık belirtisi göstermeyen, hatta arsızca aynı iftiraları tekrar etmekten geri durmayan FETÖ artıklarına sormak istiyorum.
Örgüt üyelerinizin menfaatleri adına suçsuz günahsız insanlara attığınız iftiraları, yaşattığınız acıları, akıttığınız gözyaşlarını hangi inancınızın yada kutsalınızın neresine sığdırıyorsunuz?
İnsanların özgürlüklerini, mesleki haklarını daha da önemlisi yaşam haklarını gasp etme salahiyetini size kim verdi?
Yarbay Ali Tatar’ın, Albay Berk Erden’in ve geride bıraktıklarının vebali ile nasıl yaşayabileceksiniz?
Eşinize, ananıza, babanıza hani yüzle bakabileceksiniz?
Çocuklarınızı kucakladığınızda hiç mi vicdanınız rahatsız olmayacak?
Şunu iyi bilin ki, Yarbay Ali Tatar’da, Albay Berk Erden’de bu ülkenin tarihine, bu milletin vicdanına yazıldı. O nedenle bu sorular sizlerin yakasını asla bırakmayacak.
Hakk’a Yürüyüşünün 13. Yılında Albay Berk Erden ve bütün Kumpas Şehitlerinin aziz ruhlarına saygıyla,