➤ Yazarlar

Bu enkaz kalkacak bu ülke yenilenecek!

O kadar büyük bir yıkım yaşadık, o kadar geniş bir coğrafya yıkıma uğradı ki, neredeyse hepimizin bir eşi, dostu, arkadaşı, akrabası yaşananlardan az yada çok pay aldı.

Ahmet Tatar

Hepimizin bir parçası enkaz altında kaldı.
İlk aklımıza gelenlere mesajlar atarak ulaşmaya, iyi haberler almaya çalıştık. Bölgeden gelen görüntüleri izledikçe, daha önce hiç görmediğimiz, hiç yaşamadığımız bir durumla karşı karşıya olduğumuzu anlamaya başladık.
Gördüklerimiz, yaşanan çaresizlik hepimizi adeta şok etti.
Akıl almaz yıkımlar, mucize kurtuluşlar, insanların çaresizlik içinde attıkları çığlıklar ve yardım yakarışlarıyla olduğumuz yere mıhlandık.

Birinci günün sonunda bölgede hala hiçbir şeyin değişmediğini görmek, devletin organize bir refleksine tanık olamamak çaresizliğimizi katmerledi.
Oysa ki, bu ülkenin büyük bir deprem hafızası var. Yaşadığımız büyük Gölcük ve Düzce depremlerinin üzerinden daha henüz 20 yıl geçti.
Bu depremlerde yaşanan eksiklikler öncesiyle sonrasıyla çok tartışıldı. Yapılabilecekler, alınması gereken önlemler konusunda bir çok tespit yapıldı.
Yeni kanunlar yönetmelikler çıkarıldı.

Deprem vergisi adı altında yeni vergiler getirildi ve bu vergiler kalıcı vergiler haline dönüştü.
Gerek devlette, gerekse de kamuoyunda ciddi bir deneyim ve duyarlılık oluştu.
Üstelik bilim adamları, deprem sırasının İstanbul ve çevresine geldiğini, burada büyük bir depremin an meselesi olduğunu, böyle yakalanırsak çok daha büyük bir yıkımla, can kaybıyla karşılaşacağımızı belirttiler. Mevcut yapıların mutlaka yenilenmesi, güçlendirilmesi gerektiğini, deprem sonrasına yönelik acil tedbirler alınması gerektiğini konusunda ısrarla uyardılar.
Sonrasında Profesör Naci Görür öncülüğünde mevcut faylara yönelik bilimsel araştırmaların yapıldığını, yeni fay hatlarının tespit edildiğini, yeni haritalar yapıldığını öğrendik.

Bu çalışmalara maalesef devletin katkıda bulunmadığını, yaklaşık 75 milyon doların dış kaynaklardan temin edildiğini, hatta o zamanki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın 300 bin liralık bir talebi bile reddettiğini bu gün Profesör Celal Şengör’ün açıklamalarından öğreniyoruz.
Bunun dışında 24 Ocak 2020 yılında Elazığ’da meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki deprem sonrasında  Prof. Naci Görür Maraş fayını işaret etmiş ve aynen şunları söylemişti.
“Bu depremden sonra yetkilileri uyarmak istiyorum. Özellikle Palu ve Bingöl arasına veya Sivrice

Gölü-Malatya-Adıyaman-Çelikhan yöresine, hatta Kahramanmaraş yöresine dikkatle bakmak lazım, özenli olmak lazım. Oralara da stres transferi olmuş olabilir”
Büyük felaket tam da bu bölgede gerçekleşti. Bilim daha ne desin?
Naci Görür, bu kadar açık uyarıları karşısında ne bir valinin ne de bir belediye başkanının kendisini aramadığını büyük felaketten sonra isyan ederek anlatıyor.

Bu gün geldiğimiz noktada çıkarılan yasaların, yönetmeliklerin, kontrol mekanizmalarının, toplanan onca deprem vergisinin, yaşananlardan edinilen deneyimlerin hiçbir işe yaramadığını çok acı biçimde görüyoruz.
Depremin geniş bir coğrafyada yaşanmış olmasının, hava şartlarının kötü olmasının, ard arda depremlerin yaşanmasının arkasına sığınmak ve yaşanan kaosu bununla açıklamaya çalışmak devlet yetkilileri açısından resmen basiretsizliktir.
Zira, 23 Kasım 2022’deki Düzce / Gölyaka depremin ardından Aralık 2022’de AFAD tarafından hazırlanan ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu tarafından kamuoyu ile paylaşılan “Düzce Depremi Etki Analiz Raporu” aslında 1999 dan beri doğru dürüst bir ilerleme kaydedemediğimizin adeta yazılı bir belgesi gibi.

Rapora göre, can kaybına yol açmayan bu küçük depremde bile yeterince organize olamamışız, yapılması gerekenler yapılmamış, zamanında ulaşılması gereken standartların altında kalmışız.
Öte yandan 1999 depremine saatler içinde müdahil olan TSK, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında adeta budandığı, mevcudunu, kurumlarını, geleneklerini önemli ölçüde kaybettiği için, bu sefer ilk iki gün jandarma hariç refleks gösterememiştir.
Oysa bu tür felaketlerde ilk saatler özellikle kurtarma açısından çok hayatidir. Fakat maalesef bu hayati süre heba edilmiştir.
Tüm bunların elbette en önemli sebebi bilime, bilim adalarına kulak tıkanması, kişisel çıkar ve kaprislerle 1999 depreminde öne çıkan kurumların devre dışı bırakılması ve belki de en önemlisi 2017 den sonra ülkemizin başına bela edilen tek adam yönetimine teslim olunmasıdır.

Her şeye rağmen, ülkenin her yanından genç insanların yardım merkezlerine akın etmesi, işin bir ucundan tutmak, yardımlaşmanın bir parçası olmak için çırpınmalarını gösteren görüntüler gurur verici.
Gençlerin çabaları bu topraklarda umudun hiç bitmeyeceğinin, bu ülkenin yeniden ayağa kalkacağının, demokratik bir yol bulunacağının ip uçlarını veriyor.
Bu halk, ne olursa olsun, ülkedeki bütün enkazları bir şekilde kaldıracak ve daha yeni, daha sağlam bir geleceği mutlaka kuracaktır.
Yeter ki, biz ne yaşadığımızı unutmayalım ve hafızamızı tazelemenin bir yolunu bulalım.

➤ Yazarın Son Yazıları

➤ Son Yazılar

Welcome Back!

Login to your account below

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Add New Playlist

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?