Deprem çok büyük, hava şartları çok ağır… Farkındayız, biliyoruz… Ne var ki yönümüz bilim olsaydı, kader demeseydik fıtrat demeseydik bu kadar insanımızı kaybeder miydik? Bu gerçekler ışığında oğlum Poyraz üzerinden çocuklarımız, gençlerimizin gözünden bir şeyler yazmak istiyorum bugün…
Poyraz 11 gün sonra 18 yaşına girecek. Lisede son sınıfta ve üniversite sınavına hazırlanıyor. LGS sınavından büyük bir başarıyla istediği Anadolu Lisesi’ni kazandı. Artık üniversite çantada keklikti!… Tıpkı bir çok arkadaşı gibi… Biz böyle düşünüyorduk ama Türkiye’de hayat dediğimiz şey “hayır” diyordu!..
Poyraz’ın son 10 yılını düşünüyorum… Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde yaşayan bir çocuğa bu kadar yük verirseniz, çöker!..
Poyraz hala algılayamıyor biliyor musunuz: Bir pilot savaş uçağını havalandırıp ülkesinin en önemli yapısına Meclis binasına bombayı nasıl fırlatır?
15 Temmuz’u yaşadı çocuklarımız… Bir cemaatin ülke yönetimini ele geçirmek için giriştiği kanlı darbe girişimini televizyonlardan izledi. İlk önce sınırımızda Suriye’de, sonrasında Ukrayna’da yaşanan savaşları gördü gözleri. Savaştan kaçan yüzbinlerce, milyonlarca insanın ülkesine göçünü okudu haberlerden…
Darbe girişimi, savaşlar yetmezmiş gibi tüm dünyayı sallayan Covid salgınını yaşadı herkes gibi. Koronavirüse yakalandığında bize bulaşmasın diye, odasına kapandı. Okulundan bir buçuk yıl ayrı kaldı, arkadaşları gibi… Çok sevdiği dedesini pandemide Covid’den kaybetti, toprağa verdi. Liseye yeniden başladığında, “Ben ortaokuldayım gibi hissediyorum, liseyi anlamadım” diyecekti. Tıpkı üniversiteye başlayan gençlerimizin üniversite hayatını anlayamadığı, üniversiteli olamadığı gibi. Maden işçileri memleketi Zonguldak’ta yerin yüzlerce metre altında ölünce o da isyan etti, bizim gibi…
Yazın “tatile gideyim” dedi, orman yangınlarıyla vicdanı arasında kaldı. Köpek ısırmasına rağmen hayvanları çok sevdi, sosyal medyada hayvanlara yapılan insanlık dışı hareketlere şaştı.
18 yıl boyunca gördüğü tek iktidar olan AKP döneminde genç yaşında ekonomik krizle tanıştı.
Şimdi biz ebeveynleri olarak hala “iyi bir üniversite eğitimi, güzel bir gelecek hayali” kuruyoruz. Ama onlar öğrenci olmanın hazzına, keyfine bile varamadılar. Doya doya anlatacakları hiç bir şeyleri yok, doya doya yaşadıkları… Doğrudan yaşamasalar da anıları hep bir felaket üzerine. Şimdi de büyük acının ardından üniversitelerde eğitime ara verildi, ikinci dönem uzaktan eğitimle tamamlanacak. Bunun içindir neredeyse her şey anlamsız, değersiz artık O’nun için… Ülkesini seven bir çocuktan, birlikte yurtdışına gidip geldiğimizde “Türkiye gibi bir ülke yok baba, harika bir coğrafya” söyleminden yaşadığı coğrafyadan gitmeye çalışan sadece ve sadece “huzurlu bir hayat” isteyen, “akıl sağlığı” isteyen bir çocuğa evrildi hayatı…
Geçen akşam İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden sınıf arkadaşım, depremde evleri yıkılan şimdi Alanya’da bir otele yerleştirilen Antakyalı Faysal Savaş 1994 yılı mezunlarından oluşturduğumuz whatsapp grubuna şunları yazıyordu:
“Maalesef peş peşe ölüm haberleri geliyor. Halamın bir çocuğu iki eş, 5 çocuk bugün olarak enkazdan çıktı. Yürek dayanmaz. Kurtulmakla sevdiklerini kaybetmek arasında sıkıştık kaldık. Kurtulduğumuza sevindiğimiz her an aldığımız ölüm haberleri bizi çıkmaza soktu. Ne yapmalı ne etmeli…”
Biz bunları okurken yüreğimiz “sıkışıp kalıyor…” Ateşin düştüğü, yaktığı yeri varın siz düşünün… Bu duygular içinde Faysal’a bir şeyler yazmalıydım. Sığındığım tek liman yine çocuklarımız, onların geleceği oldu:
“Faysalım sözün bittiği yerdeyiz. Çocuklarımız için dayanacağız!..”
Hepimiz çocuklarımız için, depremden 100 saat, 110 saat, 120 saat, 130 saat sonra enkazdan kurtulan küçücük çocuklarımız için onların hak ettikleri geleceği kurmak için dayanacağız, çalışacağız!..