Siz de benim gibi, 90’lı yıllar hayatının orta yerinden geçmiş biriyseniz özel TV kanallarının ilk yıllarında başlayan pop müzik furyasını ve hemen ardından gelen arabesk, fantazi, türkü ve pop gibi farklı türlerin harmanından oluşan müzikal kokteylin yükselişini de çok net bir şekilde anımsıyorsunuzdur. Özcan Deniz’in “Hadi Hadi Meleğim”, Mahsun Kırmızıgül’ün “Alem Buysa Kral Benim” gibi ekranlarda sık sık dönen klipleriyle geniş kitlelere ulaşan şarkıları işte tam da o kokteylin vücut bulmuş halleriydi ve bu şarkılar bir çığır açtı desek yeridir. Kimilerinin haklı olarak yeni bir dönemin başlangıcı olarak gördüğü bu isimleri müzik piyasasına kazandıran ise adı sonraları Prestij Müzik olarak anılacak bir plak (aslında kaset ama eskiden beri plak demek âdet olmuş) şirketi, daha doğrusu o şirketin kurucusu ve ortağı Hilmi Topaloğlu idi. İşte bu hafta gösterime giren “Prestij Meselesi” bu plak şirketinin nasıl kurulduğunu anlatmaya soyunan bir film. Yönetmen koltuğunda ise tüm olup bitenlerin birinci elden tanığı Mahsun Kırmızıgül oturuyor.
BİR GÜZELLEMENİN ÖTESİNE GEÇEMİYOR
Eğri oturup doğru konuşalım, 90’lar çok çalkantılı, çok tartışmalı ve bir o kadar da çekici bir dönem, özellikle kültürel açıdan ele alınırsa… Öte yandan böyle bir dönemi anlatırken tam da içinde olduğun noktadan anlatırsan ne kadar tarafsız (ya da objektif) olabilirsin sorusu da geliyor elbette akla. Yani bu filmi örneğin Mahsun Kırmızıgül değil de bir başkası, mesela 90’ların müzik piyasasıyla yakın bir ilgisi olamayan bir sinemacı anlatsa çok daha iyi olmaz mıydı? İşin bu kısmı biraz farazi, kabul, ama yine de “Prestij Meselesi”nin nefesinin yetmediği meseleler de tam da bu yüzden diye düşünüyorum. Filmin adında bir “mesele” (yani çözülmesi gereken bir ‘şey’ anlamında, bir sorun, bir anlaşmazlık gibi) vurgusu olsa da tüm senaryo bir başarı öyküsü olarak kurgulanmış ve hemen hemen her şey Hilmi Topaloğlu’nun merkeze konduğu bir perspektifle ele alınmış. Hatta “Prestij Meselesi” Hilmi Topaloğlu’nun filmi olmuş desek çok yanılmış olmayız, bilmem izleyenler bu konuda bana katılır mı? Filmin nefesinin yetmeyişi ise örneğin neden bu genç şarkıcılar (Mahsun Kırmızıgül, Özcan Deniz ve Haluk Levent) 90’lı yıllarda bu denli sevildiler, hangi ihtiyaçlara yanıt verdiler, toplumsal skalada nereye oturuyorlardı gibi sorulara yanıt verememesinde, daha doğrusu bunları “mesele” etmemesinde. Yani mesele Prestij değil, mevzu çok daha derin aslında. Devam edelim, Mahsun Kırmızıgül’e TV’den (TRT olduğunu anlıyoruz bu kanalın) neden yasak gelmiş; bunu açık açık konuş(a)mamak neden mesela? Kürt olduğu için mi, açık konuşulsun artık bunlar, neden çekiniyoruz anlamak zor. Daha bunları konuşamazken örneğin Ahmet Kaya’nın linç edildiği geceyi nasıl konuşacağız? Sahi, o gece Prestij Müzik ailesinden kimler vardı orada acaba, anlatsalar da dinlesek.
Fikrimi soracak olursanız 90’lı yılların müziği hakkında anlatacak çok hikaye, tartışacak çok mesele var ve bence bu en iyi bir belgesel dizi formatında anlatılabilir. “Prestij Meselesi” de (ki ilk duyduğumda bu adı çok beğenmiştim, aynı fikirdeyim) böyle bir belgesel dizinin (8-10 bölüm civarında olsa yeridir) bölümlerinden biri olabilir ve hem dönemin canlı tanıklıkları hem de müzik yazarları, sosyologlar ve başka müzisyenlerin yorumlarıyla dört başı mamur bir şekilde ele alınır, çok da iyi olur. İşte o zaman Kırmızıgül’ün nefesinin yetmediği yerlere dair çok daha kapsamlı bir iş çıkar ortaya, niyeti olan varsa hiç gecikmesin.
Filmde Mahsun Kırmızıgül’ü oğlu Mahmut Kırmızıgül oynuyor. Hilmi Topaloğlu rolünde Engin Hepileri müthiş bir iş çıkarmış…
ENGİN HEPİLERİ ÖNE ÇIKIYOR
Gelelim önümüzdeki filmin artı ve eksilerine. Hilmi Topaloğlu rolünde Engin Hepileri müthiş bir iş çıkarmış. Bazı sahnelerde komedi dozu fazlaca artsa da filmin hemen hemen tamamında yer alan Hilmi Topaloğlu’nu tam anlamıyla yaşatmış Hepileri ve senaryonun izin verdiği ölçüde oynadığı karaktere duygusal bir derinlik kazandırmış, tebrik etmek gerek. Topaloğlu’nun ortağı Şinasi rolünde Eser Yenenler de fena bir iş çıkarmamış ama onun karakteri biraz daha komik unsur gibi ele alındığından çok derinleşememiş ve yer yer karikatüre kaçmış. Cümle alemin tanıdığı Mustafa Topaloğlu rolünde Bülent Emrah Parlak, gerçekten de soyadını haklı çıkaracak denli iyi bir iş çıkarmış; müthiş bir gözlem, çok dozunda bir taklit ve yorumlama ile her sahnede gerçekten Mustafa Topaloğlu’nu izletiyor bize. Tabii ki çok az sahnesi var ve tabii ki doğrusu da bu ama iki kardeş arasındaki ilişki biraz daha deşilemez miydi diye merak ediyor insan. (Prestij Müzik ailesinin aralarındaki anlaşmazlıklar ise herhalde başlı başına başka bir filmin konusu olacak denli derin.) Mahsun, Özcan, Haluk üçlüsünün gençliklerini oynayan üçlü ise (ki birisi Mahsun Kırmızıgül’ün oğlu Mahmut Kırmızıgül; diğerleri de Onur Gözeten ve Ali Erkin Acır) kariyerlerine güzel bir başlangıç yaptılar diyebiliriz, bakalım devamı da iyi gelecek mi? Ayrıca Şebnem Bozoklu, Melek Baykal, Erdal Özyağcılar, Zafer Ergin, Aslıhan Güner, Melisa Döngel (ve kendi ağabeyi rolünde Mahsun Kırmızıgül) de üstlerine düşen irili ufaklı rolleri hakkıyla oynamışlar. Filmin en önemli eksiği ise başından beri anlatmaya çalıştığım gibi senaryoda kendini gösteriyor. Konu çok albenili olduğu için insan daha kapsamlı bir hikaye, daha gerçekçi ve akıp giden diyaloglar ve belki en önemlisi de döneme dair biraz daha fazla ayrıntı, biraz daha politik/sosyolojik arka plan olmasını bekliyor. Bu kadarını hak ediyoruz sanki.
FİLMİN NOTU: 6/10