Gördük. Görmediğimizi duyduk. Duymadığımızı okuduk. Yıkık dökük sokaklar. Üst üste katlar. Kapısız yuvalar. O kopmuş hayatlar.
Durduk. Onlarca hikayenin ortasında durduk. Bir kitabın sayfasını hızla çevirir gibi, sonunu merak edip atlar gibi, sonunu okuyup, aradakileri başkasına sorar gibi, öyle gibi, böyle gibi. Gibi gibi.
Her hikayede unuttuk sandıklarımızı, o bilmeden saydıklarımızı, bize hoş gözüken taraflarımızı. Tarafsızlığımızı. Kararsızlığımızı.
Yatışmadık.
Albümde fotoğraflar kaldı. Onları hatırlamak hafızalara kaldı. Annesinin aldığı son hediye. Çekmecede gizli, paketiyle. Babadan yadigar bir saat. Pili yok, anısı çok. Şifonyerde. Bir kaç hafta sonra giyilecek o elbise. Hem de o yakının en mutlu gününde. İndirimden aldığı çanta. Yaz gelse de kullansa. Kuzenler gelecekti. Yeni yastık yorgan, sandıkta kaldı.
Haftaya komşunun nişanı vardı. Sobanın üstünde çaydanlık. Sabah için hazırdı. Okunacak kitaplar, masanın üstünde kaldı. İki ters bir düz örüyordu kazağı, kolları kısa kaldı. Yola çıkılacaktı sabaha karşı. Arabada benzin, bavulda eşya vardı. Bir tatilin bitmesine saatler kala, anlatılmamış anılar kaldı.
Otobüs biletleri cebinde. Çamaşırlar sepette. Fincanda kahve. Madalyası elinde gençler kaldı. Köpeğin tasması. Kedinin maması. Bir kuşun kafesi. Yaşı amcanın kasketi kaldı. Okunmamış mesajlar. Oynanmamış oyun. Hepsi pekiyi karneler. Baş ucunda su kaldı.
Mutlak gülüşler. Ortak düşler. Planlar, gidişler, o ani dönüşler. Havada konfetiler. Balkonda çiçekler. Gelinliği saklanan kız çocuk kaldı. Ekmeğin ucundaki lezzet. Verilmiş sözler. Yaşlı teyzenin yeleği. Bulduğun çarede derin bir boşluk kaldı.
Umutlar. Heyecanlar. O tatlı telaşlar. Sevgiliye mektuplar. Ana kucağındaki uykular. Süt kokulu çocuklar. Köşeye atılmış zamanlar. Ertelenen yarınlar. Defterde randevular. Konuşulanlar. Dünler. Yarınlar. İsmi olmayan vakitler kaldı.
Geriye, çok uzaklara bakışlar kaldı. Yüzünde göz yaşı. İçinde alev. O sağıp sağıp içilemeyen derman kaldı. Tozu üstünde yorgunluklar. Kendine denilemeyen suskunluklar. Başkasının ceketiyle ısınan omuzlar, üzerine oturmayan pantolonlar, ayağını sıkan ayakkabılar kaldı. Geriye, geleceğin günlüğüne yazılacak binlerce duygu. Ve gidenlerin ahı kaldı.
TESPİT-İ TEFERRUAT
Böyle bir marketteki veya başka bir mağazadaki kasa kuyruğunda arkandaki kişi sana o kadar yaklaşır ki, ne kadar çok yaklaşırsa ona o kadar çabuk sıra geleceğini falan zanneder. Alanını korumak için bir çaba içinde bulursun kendini.
pinarsur.ps@gmail.com