Deprem. Adı bile ürperticiyken, yaktı, geçti, dağladı yürekleri. Onlarca evi. Hayali. Enkaz altındaki fotoğraflardaki, bütün neşeli yüzleri.
….
Yardım uzatan her el değerliydi. Bugüne kadar hep öyle bildik. Öyle de oldu. Küçüktür büyür dedik. Gönüldendir dedik. Kıymet verdik. Yine el ele tutuştuk. Kocaman olduk. Yurdun her yerinden aktık. Ulaştık, varmaya çalıştık. Vardık. Küçük bir çocuk içi dolu kumbarasını yolladı. Bir diğeri montunu yollarken cebine çikolata sakladı. Harçlığı ile yardım etmek isteyen küçük kalpler vardı. Bir başkası mesaj üzerine mesaj attı. Bir teyze gördüm mesela. Çıkardı verdi sırtındaki kabanını. Diğer teyze içini yemekle doldurdu, verdi sobasını. Bir başka ülkenin güzel insanı yatağı yorganını koydu bagajına, çıktı yola. Çıktığı evin sıvası yoktu. Yüreğimiz ısındı.
Ama bir taraftan da şaşırmadık mı? Evet. Bize bizi düşündüren durumlarla kaldık karşı karşıya. Sınavda boş kağıt veren çocuk kadar onurlu olmadı bazı davranışlar. Kaldılar hepsi. Açıldı koliler. Kırmızı topuklu ayakkabı çıktı. Rugandı. Bikini çıktı, takma kirpik çıktı. Askılı elbise çıktı. Çizgiliydi. Tef çıktı. Kına seti çıktı. İç çamaşırı, çorap çıktı. Kirliydi. Abiye elbise çıktı. Büzgülü. Mor renkli. Yardımı bahar temizliği sandılar. Neyse ki, azdılar. Aklı fukaralar. Battaniyeye zam geldi, çimentoya da. Ulaşım fiyatları arttı. Isıtıcılar zamlandı. Arttı gıdalar. Olmazsa olmaz ihtiyaçlar. Yine vardı. O bildiğimiz fırsatçılar.
Bu kalpleri düşündüm kendimce. Bir tür hayalimde. Onların sebeplerini. Kösteklerini. Hadsiz nedenlerini. Aslında kimliklerini. Bunlar şunlardı. Kuyrukta çaktırmadan öne geçen ebeveynin çocuklarıydı. Çocuğunun notunu yükseltin diye öğretmeni zorlayan ebeveynin çocuklarıydı. Prens ve prenses çocuk büyüten ebeveynin çocuklarıydı. Kırmızı ışıkta geçen ebeveynin çocuklarıydı. Şezlonga havlu atan ebeveynin çocuklarıydı. Günaydın demeyen, hatır sormayan, yüzüne bakmayan ebeveynin çocuklarıydı onlar. Aramızdaydılar.
….
Gördüm. Bir kedi bir köpeğe sarılmıştı. Enkazdan çiçeğe iliştirilmiş bir not çıkmıştı. Kefene sardığı yakınını bir adam motosikletiyle taşımıştı. Çocuklar çıkmıştı saatler sonra. Hepsi şaşkındı. Çok beklemişti birileri. Anca yetişmişti diğerleri. Bir ses duymuştu öteki. Sessiz olun diye bağırıyordu öbürleri. Sordum kendi kendime. Bu ülkede, yangında ölündü. Madende ölündü. Depremde ölündü. Yaşarken ölündü. Vicdanlar nefes alıyor mu?
TESPİT-İ TEFERRUAT
“Sözün bittiği yerdeyiz” cümlesini kurarken, bu cümleyi daha önce defalarca kaç kişinin kullandığını düşünüp, yeni ve daha öznel bir şey ararız. Ama bulamayız. “Sözün bittiği yerdeyiz”, yerini çok da başka bir cümleye bırakamaz. Başkasını tekrarlamak pahasına yine “sözün bittiği yerdeyiz” deriz.
pinarsur.ps@gmail.com