ÖNAY ALPAGO
Bir kayanın üzerinde
Kısrak mı, kalpak mı,
Belli değil
İnancı duayla
Kavgası sevdayla bezeli bir tepede
Atatürk mü Kocatepe,
Kocatepe mi Atatürk
Anlaşılır gibi değil.
İnsanlık tarihi, bir anlamda savaşlar tarihidir. Var olabilmek, varlığını sürdürebilmek, doymak, barınmak, korunmak gereksinimleri için savaşmak durumunda kalmıştır insanoğlu. Sanayi devrimi ile birlikte yoksul ülkelerin ucuz işgücünden yararlanmak, ham made kaynaklarını ele geçirmek ya da kendi şoven, ırkçı, yayılmacı politikalarını gerçekleştirmek için tüm dünyayı ateşe atmaktan çekinmeyen liderler ve devletler görülmüştür. Bu hırsın ve aç gözlülüğün bedeli, iki büyük dünya savaşında 100 milyona yakın insanın hayatını kaybetmesi olmuştur.
Bizim Kurtuluş Savaşımız ise bu örneklere benzemez. Toprak kazanmak, sınır genişletmek, ganimet elde etmek, yayılmacılık hedeflemek gibi nedenlere dayanmaz. Bizim çıkardığımız bir savaş da değildir. Tam aksine ülkemizi işgal ve taksim etmek peşinde olanlara karşı verilmiş, tarihin ilk antiemperyalist ulusal bağımsızlık savaşıdır. Haklı, ahlaklı, hukuki bir direnişin ismidir.
30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzalayan Osmanlı İmparatorluğu’nun hukuki varlığı fiilen sona ermiştir. Saray yönetiminin işgal devletlerine karşı gösterdiği teslimiyetçi ve işbirlikçi tutum üzerine bir yandan Müdafai Hukuk ve Reddi İlhak cemiyetleri; öte yandan Kuvayı Milliye gönüllüleri ile Türk billeti yöresel ve yerel büyük bir mücadele başlatmıştır. Saray ve Sadrazam Damat Ferit Paşa ise milli güçlere, milli mücadeleye karşıdır. Şöyle ki:
1- Önce milli mücadelenin gayrimeşru olduğunu, bu mücadelede yer alanların savaş suçlusu olarak görülen İttihatçılar ile din ve devlet düşmanı olarak kabul edilen Bolşevikler oldukları konusunda büyük bir propaganda faaliyetine girişmiştir.
2- Daha sonra halkın etnik ve dini duyguları istismar edilerek, iç isyanlar çıkartmaları sağlanmıştır. Vahdettin’in Kuvayı Milliye’ye karşı ayaklananlara, askere gitmeyenlere, isyana katılanlara maaş, nişan ve statü vereceğini, kendilerinden vergi almayacağını ilan etmesiyle, ülkede kırka yakın iç isyan çıkmıştır. Ne acıdır ki isyanlar savaşta dahi devam etmiştir.
3- Şeyhülislam Durrüzade Abdullah efendi, 11 Nisan 1920’de Mustafa Kemal Paşa ve Kuvayı Milliyecileri kafir ve öldürülmelerini caiz sayan fetva yayınlamıştır.
4- 24 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal Paşa ve yakın arkadaşları Divanı Harbi Örfi kararı ile idama mahkum edilmişler ve bu karar Sultan Vahdettin tarafından onaylanmıştır.
5- Bütün bu karşıtlıklarla yetinmeyen saray ve İstanbul Hükümeti, Kuvayı Milliye’yi askeri yoldan yok etmek istemiştir. Kuvayı İnzibatiye isimli yeni bir ordu kurmuştur.
6- Bu arada İstanbul’da mütareke basını da işgal devletlerinin yanında yer almış ve sürekli kendilerine destek vermiştir.
Yaklaşık 10 yıla yakın bir süredir savaşmaktan yorgun düşmüş, yoksul, hasta ve umutsuz bir toplumu yeniden ayağa kaldırmak da kolay değildir elbette. Ancak İzmir’in Yunan askerleri tarafından işgali, yaşatılan zulüm ve saltanat yönetiminin tavrı, Kuvayı Milliyenin oluşumunda ve kurtuluş ateşinin yakılışında çok önemli bir etken olmuştur.
Artık tep parola vardır: Ya istiklal ya ölüm. Bağımsızlık savaşının görünür görünmez kahramanları vardır. Gizli örgütler (MM Grubu ve Felah Grubu), canını tehlikeye atarak bağlantı kuran telgraf memurları, her meslekten gönüllüler vardır. Dernek kuran, miting yapan, dergi çıkartan, cepheye silah ve yiyecek taşıyan, yüzüğünü satıp parasıyla silah alarak savaşa katılan kadınlar vardır. Biraz zor kurulabilen genç, tecrübesiz, eğitimsiz askerlerden oluşan düzenli ordu ile Yunan ordusu iki kez İnönü Savaşları ile yenilgiye uğratılmış, bir süre sonra da Sakarya Meydan Muharebesi kazanılmıştır. Her galibiyet askeri sonuçlar kadar başarılı siyasi sonuçları da beraberinde getirmiştir.
1. İnönü Savaşından sonra Sovyetler Birliği ile Moskova dostluk anlaşması imzalanmış, 2. İnönü Savaşından sonra İtalyanlar, Sakarya Meydan Savaşı’ndan sonra da Fransızlar, ülkemizde işgal ettikleri toprakları boşaltmışlardır. 1 yıl sonra, 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta nihai zaferi getirmiştir. Emperyalistlerin 6 ayda ele geçirilemez dedikleri tepeler bir kaç saatte ele geçirilmiştir. Millet boynuna geçirilmiş esaret zincirini çekip çıkartmış, bağımsızlığına kavuşmuştur. 30 Ağustos’ta düşman yenilmiş, ihanetler ezilmiş, isyanlar bastırılmış, saray ve iktidar yıkılmış, güçlü olanlar değil, haklı olanlar kazanmıştır.
Büyük Zafer, Aziz Atatürk’ün stratejisi, askeri yeteneği, akılcı yönetimi ile Türk askerinin cesaret ve kahramanlığının birleşimiyle kazanılmıştır. 30 Ağustos zaferi yurtta birliği ve güveni sağlamış, Anadolu Türklere yeniden vatan olmuştur. Bu zafer Mudanya Ateşkes ve Lozan Barış Antlaşmalarının yolunu açmıştır. Ayrıca mazlum ülkelerin bağımsızlık mücadelelerine örnek, umut ve rehber olmuştur.
30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşı ve Zaferi, düşman ordularını denize dökmek ve ülkeyi kurtarmakla kalmamış, yeni bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu da hazırlamıştır. Büyük Zafer Bayramımızın 102. Yılı kutlu ve daim olsun.