Dünyanın gözünün çevrildiği, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP29) ardında bir dolu soru işareti bırakarak tamamlandı. Zirvenin ana gündem maddelerinden biri “iklim finansmanı” konusunda imzalanan metin “ihanet belgesi” olarak nitelenirken, Türkiye için asıl sürpriz Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un açıklamaları oldu.
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de iki hafta süren devam eden COP29, 24 Kasım günü sabaha karşı noktalandı. Birçok tartışmanın yaşandığı, zaman zaman gerginliklerin yaşandığı zirvede neler olduğuna gelin birlikte bakalım:
Zirvenin en tartışmalı konu başlığı iklim finansmanıydı. İklim finansmanı kısaca, “iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum için ayrılan kaynaklar ve araçlar” olarak tanımlanıyor. Bu konu büyük tartışma yaratıyor çünkü Paris İklim Anlaşması’nda koyulan hedeflerin yakalanması için özellikle gelişmekte olan ülkelerin maddi kaynağa ihtiyacı var. Bu kaynağı da gelişmiş ve zengin ülkelerin karşılamasını bekliyorlar; zira iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarının büyük bölümünden bu ülkeler sorumlu…
Üstelik iklim krizi düşünülenden hızlı ilerliyor. BM Çevre Programı’nın (UNEP) son emisyon açığı raporuna göre tüm beyanlar uygulansa bile dünya, yüzyılın sonuna kadar 2.6 derece ısınacak. Bu ürkütücü tablo karşısında iklim finansmanı konusunun önemi daha da artıyor. Hal böyleyken, zirvede üzerinde “anlaşmaya varılan” metne göre gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere 2035 yılına kadar senede 300 milyar dolar finansman sağlanmasına öncülük edecek. Bu rakam, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2030 yılına kadar gerekli olduğunu tespit ettiği 5-6 trilyon dolarlık ihtiyacın çok altında. Bu nedenle Hindistan başta olmak üzere bazı gelişmekte olan ülkeler bu miktara itiraz etti. Birçok sivil toplum kuruluşu ise metni bir “ihanet belgesi” diye tanımladı.
Ne kömürün adı var ne de kömürden çıkışa dair bir tarih
Gelelim Türkiye’ye: Krizden en çok etkilenen bölgelerin başında gelen Akdeniz havzasında yer alan bir Türkiye için zirve biraz “sürprizli” geçti. Greenpeace Türkiye Program Direktörü Berkan Özyer, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a “Uzun vadeli hedefte kömür ve genel olarak fosil yakıtlardan çıkışa yönelik hiçbir hedefin yer almamasını” sordu. Kurum ise “Zaman içerisinde fosil yakıtlardan bu süreçte çıkmış olacağız. Emisyon üretmeyen enerji tesis edecek adımları da inşallah atmaya devam edeceğiz” yanıtını verdi.
Ancak asıl tartışma konusu Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefine yönelik Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi belgesi oldu. Söz konusu yol haritası 2053 yılında yüzde 50 yenilenebilir enerji ve yüzde 30 nükleer enerji hedefinde bulunuyor ancak fosil yakıtlardan çıkış konusunda bir hedef belirlemek bir yana, belgede kömürün adı bile geçmiyor. Yani hem fosil yakıtlardan çıkışa yönelik bir tarih yok hem de nükleer enerji hedefi dikkat çekici.
İklim alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının zirveyle ilgili yaptıkları ortak açıklamada da bu konuya değinildi. Açıklamada, Türkiye’nin kömürden çıkış tarihi vermediği gibi nükleer enerji kapasitesini artırmayı hedefleyerek enerjide pahalı, kirli ve dışa bağımlılığı artıran bir yola girdiği ifade edildi.
2053 net sıfır hedefi, atmosfere salınan karbon ile tutulabilen karbonun eşitlenmesi anlamına geliyor. Ancak bu hedefe ulaşmak için ciddi emisyon azaltımı şart. Fosil yakıtlar gibi temel sorun kaynakları ortadan kaldırılmadan, net sıfır hedefine ulaşmak mümkün değil. Yapılan ortak açıklamada da bu konuya değinilerek, “Türkiye’nin güçlü iklim hedeflerine ulaşması için öncelikle Afşin- Elbistan A Kömürlü Termik Santrali’ne yapılması planlanan ek ünite projesinden vazgeçmesi ve kademeli olarak kömürden çıkış tarihi vermesi gerekiyor. Rüzgâr ve güneş enerjisinde hedefler ne kadar iddialı olursa olsun, fosil yakıtlara dayalı mevcut enerji tüketiminin yerini almadığı sürece etkili bir iklim politikası oluşturulamıyor” denildi.
Kuruluşlar nükleer enerjiye yönelik stratejilerin de endişe yarattığına dikkat çekerek bu konuyla ilgili de şu yorumda bulundu: “Atık sorunu çözülmemiş, tehlikeli ve pahalı nükleer enerji, ülkemizi daha dışa bağımlı hale getirirken yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, enerji tasarrufu ve iklim değişikliğine uyum gibi yatırımlara harcanması gereken paranın boşa gitmesine neden olacak.”
Nükleer konusu uzun yıllardır konuşuluyor ancak en temel sorunlardan biri olan radyoaktif atık sorununun nasıl çözüleceğine ilişkin net bir açıklama yok. Fukuşima’da ve Çernobil’de yaşananları bildiğimiz halde bu kadar tehlikeli bir enerjide ısrar ediyoruz. Ayrıca zirvede de takip ettiğim kadarıyla atık konusu şeffaf bir şekilde masaya yatırılmadı. Tüm bu veriler ışığında tekrar tekrar sormak lazım: Türkiye’nin gerçekten nükleer enerjiye ihtiyacı var mı?