PROF. DR. MİNE EDER
Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi
Boğaziçi Üniversitesi’ne Ocak 2021’de başlayan ve o tarihten beri üniversitenin kurumsal yapısını, işleyişini ve kültürünü tümüyle yıkmaya yönelik yaşanan süreci anlamlandırmak için, ülkenin genel siyasi ortamını, zaten yaralı olarak demokrasinin gerileyişini ve yüksek öğrenimde yaşanan krizi daha iyi anlamak gerekir. Çünkü Boğaziçi Üniversitesi’nde akademik ve özerkliği ayaklar altına alan “ele geçirme süreci” ülkenin yaşadığı otokratikleşme, kutuplaşma ve ekonomik krizlerle birebir bağlantılıdır. Türkiye’nin demokratik hak ve özgürlüklerde dünya sıralamasında en büyük düşüşü kaydetmiş ülkelerden birisi olması, akademik özgürlükler sıralamasında son sıralara düşmesi hiç de tesadüfi değildir.
Demokrasilerin gerilemesinin en önemli nedenlerinden bir tanesi kurumsal yapının çökmesidir. Bu, yürütme, yasama ve yargı kurumları arasındaki dengenin bozulması, yürütme erkinin çok fazla güçlenerek denetlenemez hale gelmesi ve demokratik aktörlerin, toplumsal örgütlülüğün giderek zayıflaması ve sessizleşmesi anlamına gelir. Ülkemizde 2018’te geçilen Türk usulü başkanlık rejiminin doğal bir sonucu Meclis’in denetleme ve hesap sorma gücünün yapısal olarak zayıflaması, yargının giderek siyasileşerek (hatta anayasasızlaşarak) iktidarın uzantısı olarak çalışması ve çok az bir “maliyetle” muhalif seslerin kolaylıkla bastırılması olmuştur. Demokrasi krizini tetikleyen bir başka değişken de idare edilmesi giderek zorlaşan ekonomik krizler, bozulan gelir dağılımı ve fakirleşmedir. Bu süreçte iktidarların daha fazla rant dağıtması, kendi saflarını sıkılaştırmak için daha da efor gerektirmesi kaçınılmazdır. İktidarı kaybetmenin maliyeti o kadar artmıştır ki artık her şey mübahtır! Son olarak demokratik gerilemenin siyasal kimliklerin her türlü sosyal kimliğin önüne geçen kutuplaşmadan beslendiğini söylemek yanlış olmaz. Kimlik siyaseti ve ideolojik kutuplaşma, ekonomik kriz ortamında gündemi değiştirip rıza üretimini, gerçek üstü söylemlerle muhalif söylemlerin kolaylıkla “kriminalize” edilmesini mümkün kılar. Amaç ve sonuç sessizleştirmektir.
Yazıyı okumak için lütfen aşağıdaki bağlantıdan Le Monde diplomatique Türkçe gazetesini ziyaret edin.