EMRAH KOLUKISA
Onu belki BKM – Dot işbirliği ile sahnelene “Gurur ve Önyargı* (*gibi bir şey)” adlı oyunda izlediniz, belki de Kumbaracı50’nin iki farklı oyunundan birinde. Ama eğer iyi bir tiyatro izleyicisiyseniz oynadığı her oyunu izlemiş olma ihtimaliniz çok yüksek ve her birinde de büründüğü farklı karakterleri nasıl olup da bu denli başkalaştırabildiğini sormuş olmalısınız kendinize. Murat Daltaban’ın yönettiği, Isobel McArthur’un yazdığı “Gurur ve Önyargı* (*gibi bir şey)” bu yıl doğumunun 250. -yılı kutlanan Jane Austen’ın ölümsüz romanından sahneye uyarlanmış bir ve tüm karakterleri (erkekleri de) 5 kadın oyuncunun oynadığı son derece tempolu, eğlenceli ve feminist çağrışımlara açık bir oyun. Ayşegül Uraz da o 5 kadın oyuncudan biri ve diğer dört oyuncuyla (Birce Akalay, Nergis Öztürk, Özge Özberk ve Kardelen Arpacı) birlikte sahnede ciddi anlamda yüksek bir performans sunuyor. Gerçek bir ‘ensemble’ işi olan oyunun yanı sıra İstanbul’un en bilinen bağımsız tiyatro oluşumlarından biri olarak kabul edilen Kumbaracı50’nin hem “Nihayet Makamı” hem de “Yan Dünya” adlı oyunlarında da onu izleyebilir, hatta eğer şanslıysanız “Süheyla Hanım’ın Cenaze Töreni” adlı oyunda da konuk olduğu bir akşamı yakalayabilirsiniz. Onu hâlâ izlemeyenlerdenseniz belki şimdi okuyacağınız söyleşi sonrası merakınız depreşip saydığımız oyunlardan birine bilet almayı deneyebilirsiniz.
Bir yandan Kumbaracı50 gibi bağımsız bir oluşumda oyunculuk yaparken, bir yandan da BKM – Dot ortak yapımı olan “Gurur ve Önyargı* (*gibi bir şey)” adlı oyunda rol alıyorsunuz. Yapı olarak birbirinden bu kadar farklı oluşumlarda rol almak nasıl geliyor size?
Bu sene benim için çok keyif aldığım bir mesleki deneyimden geçtiğim bir süreç oldu. Kariyerimde İlk defa prodüksiyon tiyatrosunda yer alıyorum; hem evim Kumbaracı50’de hem de böyle bir yapımın içerisinde olmak çok doyurucu ve eğlenceli oldu diyebilirim. Özellikle, üst üste oynadığım günler oluyor, o zamanlarda aradaki farkı deneyimlemek muhteşem bir his. Müteşekkirim.
“Gurur ve Önyargı* (*gibi bir şey)” tüm karakterleri kadın oyuncuların canlandırdığı, feminist okumaya çok açık bir oyun. Siz feminist olduğunuzu söyler misiniz? Türkiye’de feminist olmak önemli mi sizce?
Kendimi feminist olarak tanımlarım elbette, sadece bu coğrafya için değil, her yerde her kadın için günümüzde bunun rahatlıkla ifade edilebileceğini düşünüyorum sanırım. Elbette her an değişen kavramlara ve argümanlara koşulsuz destek veriyorum demek doğru olmayacaktır ama katılmadığım şeyler üzerine de düşünmeyi, tartışmayı çok değerli buluyorum. Değişimlerimiz buradan başlıyor bence.

8 Mart tüm dünyada Emekçi Kadınlar için adanmış bir gün. Sizin için ne ifade ediyor 8 Mart?
Benim için 8 Mart Türkiye’de, bilhassa İstanbul’da Gece Yürüyüşü demek sanırım 🙂 özellikle de Gezi’den önceki zamanları…
İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırıldığı ve aile değerleri denen muallak kavramların ön plana sürüldüğü bir Türkiye’de kadın haklarını savunmak zorlaştı mı sizce?
İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması kabul edilebilir bir şey değil benim için. Hiçbirimiz için değil hatta bence. Maalesef ülkede her şey çok zorlaştı, kadın haklarını savunmak da, haklarımızı savunmak da ve hatta hayatta kalmak ve var olmak da… Ve fakat bir şeyleri değiştiremiyor oluşumuz çaresizliğimiz değil; isyanımız da umudumuz da bâki. Buna gönülden inanıyor ve inat ediyorum.
Kadın oyuncular için piyasada belli klişeler ya da dezavantajlı kurallar olduğu sık sık dile getiriliyor. Kadınlar özellikle dizi ve reklam gibi görece daha çok ücret alınan işlerde nasıl muamelelere maruz kalıyorlar?
Birebir deneyimlemediğim için ilk ağızdan konuşmam mümkün değil, öte yorumda bulunamayacağım ama sektörde çok konuşulan bir şey bu. Ne yazık ki doğrudur diye tahmin ediyorum. Aşacağız bu talihsizlikleri.
15 yıldır profesyonel anlamda oyunculuk yaptığınızı biliyoruz. Oyuncu olma fikri ilk ne zaman filizlendi sizde ve bu konuda ailenizden ve çevrenizden destek aldınız mı?
Çok klişe bir cevap olacak ama çocukluğumdan beri oyuncu olmak istiyordum. Yani kendimi bildim bileli. Ailem tarafından da hep desteklendim, bu konuda çok şanslı biriyim gerçekten. Bu şans yadsınamaz. Zor dahi olsa hayal ettiğin ve aşık olduğun bir şeyi bu şartlarda inatla yapmak muhteşem bir şey. Hem parçası olduğum topluluklarla, hem meslektaşlarımla hem de kendimle ve inadımızla gurur duyuyorum vallahi.
Kumbaracı50’den önce sizin de kurucuları arasında olduğunuz Ekip Tiyatrosu’nu kurmuştunuz. Ekip hala aktif mi ve sizin yolunuz Kumbaracı50 ile nasıl kesişti?
Ekip Tiyatrosu hâlâ aktif aslında sadece ilk kurucuları olarak biz dağıldık ama Cem ayakta tutuyor bildiğim kadarıyla. Kumbaracı50’yle yollarımın kesişmesi bir şükran hikâyesi. Bir gün kar felaket, Gülhan (Kadim) beni aradı, “He-Go” oyunu için beni düşündüklerini söyledi. Karda koşarak eve döndüğümü hatırlıyorum. Sonra koşarak Kumbaracı’nın yokuşunu indim, kapıdan girdim, bir daha da çıkmadım. İyi ki! Mekanımız, Kumbaracı Yokuşu’nda 50 numarada, bekleriz 🙂
Kısa vadede hedefleriniz neler? Yönetmenliğe de el atmayı düşünüyor musunuz?
Kısa ya da uzun vadeli hedefler koymuyorum kendime sanırım. Hedef koymuyorum daha doğrusu ama hayal kuruyorum. Daha çok oynamak istiyorum. Daha çok seyircimiz olsun istiyorum. Şöyle güzel bir film için de ayrıca heyecanlanıyorum sanırım 🙂 Yönetmenlik kısmını bilemiyorum ama sanırım sahne üstünde olmak, dışardan bakmaktan hep daha fazla heyecan veriyor bana.