NAZIM SERİN
Kimi zaman sosyal medyada çocuklarla ilgili ciddi düzeyde sorunlu bazı paylaşımlar görüyorum. Bu nedenle çocuk yetiştirme yaklaşımına dair birkaç satır yazma gereği hissettim.
“Benim çocuğum” ifadesi, çocuğun sahibi olduğunuz anlamına gelmez, gelmemeli; bu ifade, olsa olsa çocuğun sizin emanetiniz ve sorumluluğunuz altında olduğu anlamında algılanmalıdır.
Çocuk dünyaya getirmenin amacı onun, anne babanın emellerine, doyuramadıkları hırslara, yaşam felsefelerine, ideolojilerine hizmet etmesi değildir. Ebeveynin görevi, sadece ve sadece çocuğun insani potansiyellerini doyumlu, anlamlı bir hayat yaşayabilmesi için ortaya koyabilmesine yardım etmek, kendi kararlarını sorumluluk taşıyarak alabilen bir birey haline gelebilmesine destek olmaktır.
Çocuk, anne babanın kafalarına göre şekillendirebilecekleri bir “hamur” değil, büyük bir sorumluluk ve bilinçle ortaya çıkarmaları ve işlemeleri gereken eşsiz bir cevherdir. Bu bilinç ise bir toplumsal kültürün “biyolojik” birikimlerinden, çocukla ilgili çalışma yapan bilimsel alanların, mesleklerin ve özellikle de psikoloji ve eğitim bilimlerinin verilerinden beslenmelidir.
Unutulmamalı ki; çocuk, başkalarının değil, kendi hayatını yaşasın diye dünyaya gelmiştir. O bir misyoner değildir! Anne baba, çocuğun kendine ait bu hayatı yaşayabilmesini sağlamaya çalışan ve onun varlığına saygı duyan birer mentör ve rehberdir.
Bir çocuk, hamilelik süreciyle birlikte 19 yıl gibi çok uzun bir süreçte ancak kendine yetebilecek bir birey haline geliyor. Şüphesiz bu uzun süreçte anne babanın çocuğun benlik inşasında muazzam bir yeri vardır. Zaten bu nedenle de sorumlulukları büyüktür! Bu nedenle ne inşa etmekte olduklarını bilmekle mükellefler! Yine de bu karmaşık süreçte hata olabilir. Hatta bu kaçınılmazdır. Ancak yine de çocuğun, ileride bu hataların yarattığı olası zedelenmelerin üstesinden gelebilmesi için onu zihinsel açıdan dumura uğratacak etkilerden kaçınmaya çalışmaları önemlidir. Örneğin; korkutma, kıyaslama, ideoloji empoze etme, merak ve sorgulama yapmaya engel baskı ve yasaklar gibi yaklaşımlar zihinsel yetileri dumura uğratacak etkiler arasında sayılabilir.
Çocuğun, kendi mecrasını bulabilmesine engel olan, ebeveynin çizdiği alanda büyümesine ve hayatı salt o pencereden görmesine yol açabilecek yaklaşımların yol açacağı tek sonuç; ruhsal cinayettir!