➤ Yazarlar

Çağımızdaki en büyük problemlerden biri poz verir gibi yaşamak ne yazık ki…

Tuğçe Isıyel: İmajlar üzerinden kendimizi ve birbirimizi kavramaya çalışıyoruz. “İnstagramdaki mutlu insanlar” dediniz, oralara hep bir parçamızı yansıtıyoruz, bütünlüğümüzü değil. Kimsenin hayatı sadece mutluluktan, keyiften ibaret olamaz...

HİLAL KÖSE

Yazar, klinik psikolog Tuğçe Isıyel, üçüncü kitabı “Benim Yüzümden”i okurlarıyla buluşturdu. Isıyel’in bir önceki kitabı “Parçalı Bulutlu”yu severek okumuştum ardından da güzel bir söyleşi yapmıştık. Yeni kitabı da okunacaklar listeme ekledim ancak önceki söyleşimizin unutulup gitmesine gönlüm razı gelmedi. Varoluşsal problemlerimize dair yaptığımız sohbette, mutluluk üzerine yoğunlaşmıştık. Isıyel’e göre mutluluk, kendinle barışık olmaktan, üretebilmekten, yaşamı anlamlı kılabilmekten geçiyor. Isıyel, “Duyguları bastırmamak ve onların farkında olmak çok kıymetli” diyor.

 Parçalı Bulutlu’da yaşama dair ne varsa temel mesele, kördüğüm hepsini irdeliyorsunuz… Kördüğümleri de öyle güzel çözüyorsunuz ki, gerçekten iyi hissettiriyorsunuz. Siz okura en çok hangi duygunuz geçsin istediniz?

Çok teşekkür ederim, ne mutlu bana. İnsan çok karmaşık bir canlı, katman katman, duygu duygu…  Hem dağılıyor, hem toparlanıyor. İnsana dair olan meseleleri merak etmek, irdelemek, anlamlandırmak sanıyorum beni yazmaya iten en önemli şey. Yazarak düşünebiliyorum. Parçalı Bulutlu, pandemi sürecinde yazıldı. İnsanın ve hayatın parçalı, kusurlu, eksik taraflarına doğanın bilgeliği, ilhamı ve kendiliğindenliğiyle yaklaşma ve kabullenme niyeti beni çeşitli konular üzerine düşünmeye sevk etti ve ortaya bu kitap çıktı.

İnsanın bütünlük arayışı, parçalanmış taraflarını birleştirme ve bir bütünün parçası olma arzusu çok yoğun. Bunun izini süren metinler kaleme almaktı niyetim.

 Psikoterapistliğin bana öğrettiği bir şey varsa o da insan doğasının hep onarmaya meyletmesi, betonu delen bitkiler gibi umudun karşısındaki imkânsızlıkları bertaraf etmesidir” diyorsunuz kitabın bir bölümünde. Biraz burayı açar mısınız? Umut yoksa hayat yok mu?

 Zaman zaman umutsuzluğa düşmek de yaşama, yaşamaya dahil elbette. İnsan umudunu her daim nasıl canlı tutsun ki? Elbette umut yaşamdaki en önemli besinlerden biri ama insan bazen besinsiz de kalabiliyor. O vakit elbette işler zorlaşıyor. Ruhsal bağışıklığınız düşüyor, direnciniz azalıyor. Hayatın zorlukları daha sert çarpabiliyor o vakit. Daha karamsar olabiliyorsunuz. Ama neyse ki hiçbir şey kalıcı değil. Her şey her an değişmekte. İnsanın nefes alıp vermek gibi fabrika ayarlarında var olan bir onarma gücü var. Buna inanmayı sürdürmek önemli.

Bu sıralar benim çevremde en çok duyduğum şey, “Çok umutsuzum” ya da Hiç umudum yok!” cümlesi… Belki ülkenin siyasi gündemi yüzünden böyledir. Derbeder umutsuzlar için neler söylemek istersiniz?

Duyguları bastırmamak ve onların farkında olmak çok kıymetli. Umutsuzsak önce bunu kabullenmek lazım, onunla savaşmak değil. Kendimize ve hissettiklerimize karşı şefkatli olduğumuzda, onu değiştirme gücünü de elde ediyoruz aslında. Çünkü direncimiz artmış oluyor. Tabii bu hali konuşmayı, paylaşmayı es geçmesek iyi olur. Umutsuzluk tek başına yaşanmak zorunda değil. Kendi küçük kabilelerimizi yaratmak, güvenli ve kapsandığımızı düşündüğümüz ilişkilere sahip çıkmamız gerekiyor.

Kitapta Ada’yı anlattığınız bölümler oldukça keyifli, hem adalı hem şehirli bir yaşam sürüyorsunuz ve bunun size kattıklarını da paylaşıyorsunuz. Ada size daha önce deneyimlemediğiniz ne öğretti? Ada sizi nasıl dönüştürdü?

 Adada yaşamayı benim için özel kılan şey denizin ortasında, anakaradan kopuk olma hali. Bu kulağa ürkütücü gelebilir ama bu yalıtılmışlığın bana güven veren bir tarafı var her seferinde. İçime dönmemi kolaylaştırıyor. Tabii bu her zaman tercih edebileceğim bir şey değil. Adada yaşamak hiçbir şeyin kontrol edilemeyeceğini, her şeyin kendi vakti olduğunu öğretmeye çabaladı bana. Ne kadar öğrendim zaman gösterecek. Çıkan lodos fırtınası nedeniyle iptal edilen bir feribot seferi karşı tarafa geçmenize engel olabiliyor ve işler hiç de planladığınız gibi gitmeyebiliyor. Burada havaya suya teslim olmak hayatı kolaylaştırıyor.  Adada yaşamak için olanla yetinmeyi de öğrenmek gerekiyor. Zira adada şehirdeki gibi imkanlar olmuyor. Belli mekanlar, belli insanlar var. Çeşitlilik çok az. Bu sadelik halinin biz bizelik, tanıklık hissi veren bir tarafı oluyor. Bazen de çok sıkıcı gelen bir tarafı… Adada yaşayacaksanız mutlaka işinizin gücünüzün, günlük bir programınızın olması lazım aksi halde ada bir girdap gibi sizi yutabilir, çok fazla kendi kendinizle kalabiliyorsunuz çünkü orada. Bu durumun epey sıkıntıya dönüştüğü insanlar tanıdım, türlü bağımlılıklar geliştiren… Pandemi döneminde ada bana epey iyi geldi ancak pandemi sonrasında sanki bir büyü bozuldu, insan ilişkileri başkalaştı. Kışını gördüğüm insanlar yazın tüccarlaştı. Kışın yaşamsal kepenklerini indiren ada, yazın bir tiyatro sahnesine dönüşmeye başladı. Epey bipolar bir halet-i ruhiyeye büründü. Küçük yerin dağınıklığı daha çok gözüme çarpar oldu. Dolayısıyla her ilişki gibi adayla da ilişkim dönüştü. Bu dönüşürken, elbette bende dönüştüm.

Siz Ada’da şarap da yapıyorsunuz değil mi? Fotoğraflar paylaşmıştınız…

 Evet, çok sevdiğim balıkçı arkadaşım Cihan’ın vesilesiyle şarap yapımıyla kısa bir süre haşır neşir olmuştum. Yaşadığım adanın ruhunu belirleyen temel şey üzüm bağları ve şarap. Dolayısıyla benim için ada coğrafyasını tam anlamıyla hissetmek bağlardan ve şaraptan geçiyor. Üzümün şarap olma yolculuğu son derece emek isteyen, meşakkatli bir süreç. Bundan metaforik olarak da çok etkileniyorum. Özellikle bağ budama ve bağ bozumu süreçlerinden… İnsanın tekamül sürecine benzetiyorum üzümün yolculuğunu.  Budandıkça bağ, bağ oluyor. Yani azaldıkça, eksildikçe… İnsan gibi.  Zaman, şarabın en büyük mayası. İnsanın da… Ölüm ve yaşam iç içe bağlarda. Üzümün ölümü, şarabın doğuşu oluyor. Bir son yok orada. Bitişler hep başlangıçlara gebe. Muazzam bir döngüsellik.

 Mutluluk fetişizmi, başarı odaklı yaşamlar, haz odaklı ilişkiler, hep eğlenelim, hep gülelim, hiç zorluk yaşamayalım hali çağımızın özeti” diyorsunuz. Gerçekten de insan Instagram’da sürekli mutlu insanlar görünce kendinden şüpheye düşüyor. Bu sanal mutluluk bombardımanından kurtulmak mümkün mü gerçekten de?

 Çağımızdaki en büyük problemlerden biri poz verir gibi yaşamak ne yazık ki… İmajlar üzerinden kendimizi ve birbirimizi kavramaya çalışıyoruz. “İnstagramdaki mutlu insanlar” dediniz, oralara hep bir parçamızı yansıtıyoruz, bütünlüğümüzü değil. Kimsenin hayatı sadece mutluluktan, keyiften ibaret olamaz, sahici değil bu zaten. Ekranlar üzerinden birbirimizle ilgili çok şey bildiğimizi sanıyoruz. Ama orada sadece parçalarımız var halbuki insan birbirini gerçek manasıyla bütün olarak kavrayabilir. Bu da ancak paylaşılan zamanla mümkündür. Hem kendimizin hem ötekinin sadece “iyi” tarafıyla ilişki kurursak bu sahicilikten uzak, bölünmüş, parçalı bir ilişkidir. Goethe’nin sevdiğim bir sözü vardır, insan kendini insanda tanır der. İnsan ancak insanda aynalanır gerçekten de. Bu da sahici bağlar kurmakla mümkün, sanal mutlulukla değil.

Tuğçe Isıyel, üç kitaba imza attı, köşe yazıları çeşitli mecralarda yayınlanıyor.

Sizce mutluluk nedir peki?

Bence her soru gibi bu sorunun da cevabı insanın hayat evrelerine göre değişkenlik gösteriyor. Benim için şu an mutluluk kendinle barışık olmaktan, üretebilmekten, yaşamı anlamlı kılabilmekten geçiyor.

Niye acıyı bir başarısızlık gibi algılıyoruz ve acı insana ne yapıyor?

Hayatın her alanında acı var. Acı insanı dönüştürüyor, yontuyor, pişiriyor. İnsan içindeyken elbette göremiyor, hayra yoramıyor, içindeyken durmak çok zor geliyor ama her acılı deneyimden sonra başka biri oluyorsunuz aslında. Hayatı hissetme duyargalarınız biraz daha genişliyor. Başka bir bakış ekleniyor repertuarınıza. Burada acıya methiye düzmeye gerek yok ama değişim denilen şey biraz acıyla oluyor. Değişimin kendisi zaten acılı bir süreç. Biz modern toplum canlıları olarak performansımızı etkileyen her şeye öcü muamelesi yapıyoruz. Yaşamın amacı sadece iyi duyguları hissetmekmiş gibi, sadece mutlu, başarılı olmakmış gibi yaşıyoruz. Bana göre yaşamın amacı tüm duyguları hissedebilme becerisini geliştirmekten geçiyor, bence insan o zaman insan oluyor.

‘Bakışlarını Kaçıran Dünya’ kitabın bence en ilginç bölümlerinden biri. Pandemiyle içine düştüğümüz durumu bakışını kaçıran anneye bağlıyorsunuz. Anneyle bağ neden bu kadar önemli, anne ile çocuk bu ilişkiyi nasıl kurmalı?

 Pandemi döneminde birbirimizle ve dünyayla temasımızın azalmasını bakışamadığımız bir anneye benzetmiştim. Bir çocuk için annenin bakışı ona varlığını duyumsatan en önemli şey. Önce annenin bakışlarına tutunuyoruz, kendimizi onun bakışlarından aynalıyoruz. O bakış bizim zeminimiz oluyor. Anne bizim için ilk öteki, dolayısıyla bütün ötekilerle ilişki motifimizi belirleyen temel nesne. Her anne-çocuk ilişkisinin dinamikleri kuşkusuz çok farklı, kendine münhasır ama bu bağa dair belki şunu söyleyebilirim, anneyle kurulan güvenli, kapsayıcı bağ kişinin ruhsal bağışıklığının güçlü olmasını sağlayan en önemli şeylerden biri. Tüm yollar, tüm ilişkiler önce ilk ilişkilerimizin nasıl kurulduğundan geçiyor. Bu elbette bir kader değil, daha sonraki dönemde yaşanan olumlu ilişki deneyimleri bazı açıkları kapatabilir ama bazılarını da kapatamaz.

 “Peki insan nasıl dönüşür? En çok ötekinde ve ötekiyle… En çok kurduğu bağlarla… Kurduğu bağları bozup yeniden kurmasıyla…” Yine kitaptan alıntıladım. Ülkemize bakınca, toplumsal olarak olumsuz anlamda bir dönüşümün içindeyiz gibi geliyor. İyiye doğru dönüşüm bizim için mümkün mü? Aklınıza gelen her bağlamda soruyorum bunu… Şiddet, kadın cinayeti, öfke… Hepsi içinde…

 Elbette mümkün olabilir, neden olmasın. Bu noktada farkındalığımızı arttırmamız çok önemli. Acıya, öfkeye, umutsuzluğa, çaresizliğe temas edebilme cesaretini göstermeliyiz. Buna cesaret edebilelim ki neyi dönüştürmek istiyorsak önce onun adını koyabilelim. Adını koyduğumuzda artık ondan kaçamayacak bir hale geliriz çünkü.

 

➤ Yazarın Son Yazıları

➤ Son Yazılar

Welcome Back!

Login to your account below

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Add New Playlist

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?